Prof. Dr. Murat Gökhan Dalyan, "Yeşil bir düşün ardında kalanlar: Adıyaman'ın bahçe medeniyeti ve kayıp biyo-kültürel hafızası" başlıklı yazısında, Adıyaman'ın geçmişteki bahçe kültürünü, geleneksel tarım ürünlerini ve bu ürünlerin çevresinde şekillenen toplumsal yaşamı ele aldı. Kentin betonlaşma, değişen üretim biçimleri ve geleneksel tarımın gerilemesiyle yalnızca doğal zenginliklerini değil, kültürel hafızasının önemli bir bölümünü de kaybettiğine işaret eden Dalyan, unutulmaya yüz tutan yerel ürünlerin korunması ve yeniden üretilmesi gerektiğini vurguladı.
Adıyaman'ın geçmişte su arkları, meyve bahçeleri, bağları ve bostanlarıyla öne çıkan bir şehir olduğunu belirten Dalyan, kentin tarımsal zenginliğinin çevre yerleşimlerin yanı sıra uzak pazarlara kadar ulaştığını ifade etti. Betonlaşma, su arklarının ortadan kalkması, tarımsal üretim biçimlerinin değişmesi ve geleneksel çeşitlerin yerini standart ürünlerin almasının bu mirasın gerilemesinde etkili olduğunu kaydetti.
MAHALLELERİN VE BAHÇELERİN UNUTULAN HİKAYESİ
Dalyan, Adıyaman'ın eski mahallelerini ve çevresindeki yerleşimleri anlatırken, yerel ürünlerin kentin kimliğiyle kurduğu ilişkiye dikkat çekti. Sıratut'un adını su arkları boyunca sıralanan dut ağaçlarından aldığına değinen Dalyan, dut pekmezi ve pestil üretiminin geçmişte kent yaşamının önemli parçaları arasında bulunduğunu aktardı. Tut'un da dut üretimi ve bu ürünlerden elde edilen geleneksel lezzetlerle anıldığını belirtti.
Yazısında Cumhuriyet'in ilk yıllarında kayıtlarda yer aldığını belirttiği Adıyaman armuduna da değinen Dalyan, bu yerel meyvenin günümüzde standart ticari çeşitler arasında geri planda kaldığını ifade etti. Geleneksel erik üretimi ve erik bastığına ilişkin anlatımında ise Hısn-ı Mansur'un geçmişte önemli bir üretim merkezi olduğunu, eriklerden hazırlanan ürünlerin kervanlarla Halep ve Şam gibi pazarlara taşındığını kaydetti.
Eski hükümet meydanından Karadağ ve Kavi Dağı eteklerine uzanan bölgelerdeki kayısı bahçelerini de hatırlatan Dalyan, geçmişte kentin çevresini kuşatan meyve bahçelerinin yerini zamanla yapılaşma ve asfalt yolların aldığını belirtti.
KİRAZ DOLMASINDAN ŞEKERLİ MARULA UZANAN MUTFAK KÜLTÜRÜ
Adıyaman'ın bahçe kültürünün yalnızca tarımsal üretimden ibaret olmadığını vurgulayan Dalyan, geleneksel mutfak ve sosyal yaşam alışkanlıklarına da yer verdi. Kiraz yapraklarından hazırlanan dolmanın, kentin emek isteyen geleneksel yemekleri arasında bulunduğunu belirten Dalyan, bu geleneğin mevsimsel üretimle mutfak kültürü arasındaki bağı gösterdiğini ifade etti.
Yazısında, bahar aylarında taze marulların toz şekerle tüketilmesi geleneğini de anlatan Dalyan, özellikle yeni nişanlanan genç kızların ve gelinlerin aileleriyle birlikte bahçelere götürüldüğünü aktardı. Bahçelerin geçmişte yalnızca üretim alanları değil, aynı zamanda insanların bir araya geldiği, tanıştığı ve toplumsal ilişkilerin geliştiği mekanlar olduğunu belirtti.
Tabakhane Deresi ve eski mezarlık çevresindeki nar bahçelerine de dikkat çeken Dalyan, bölgede yetiştirilen nar çeşitlerinin geçmişte kentin tarımsal zenginliğini yansıttığını ifade etti. Harun havzasından getirilen üzümün de Adıyaman pazarında önemli bir yere sahip olduğunu, pekmez, bastık ve pestil gibi kışlık ürünlerin hazırlanmasında kullanıldığını kaydetti.
ADIYAMAN'IN UNUTULMAYA YÜZ TUTAN YEREL ÜRÜNLERİ
Dalyan, yazısında Adıyaman ve çevresindeki farklı havzalarda yetiştirilen geleneksel ürünleri de sıraladı. Göksu Karpuzu, Heştiran Pırçıklısı olarak anılan kara havuç, Kahta Kış Üzümü, Çomak Kavunu, Kavi Elması ve Alut Narı, bu ürünler arasında yer aldı.
Göksu Karpuzu'nun nehir çevresindeki kumlu topraklarda yetişen ve kendine özgü lezzetiyle bilinen geleneksel bir ürün olduğunu belirten Dalyan, kara havucun geçmişte kış sofralarında, turşu yapımında ve içecek hazırlığında kullanıldığını aktardı.
Kahta Kış Üzümü'nün dayanıklı yapısı sayesinde kış aylarına kadar saklanabildiğini anlatan Dalyan, Çomak Kavunu'nun yoğun kokusuyla, Kavi Elması'nın ise iri ve sulu yapısıyla hatırlandığını ifade etti. Sincik ve Kahta havzasındaki Alut Narı'nın açık renkli, tatlı ve yumuşak çekirdekli yapısına dikkat çeken Dalyan, Besni Peygamber Üzümü'nün de geleneksel bağcılığın gerilemesi nedeniyle eski üretim ve lezzet özellikleriyle giderek daha zor bulunur hale geldiğini belirtti.
Bu ürünlerin yalnızca tarımsal çeşitlilik açısından değil, yöresel mutfak, üretim bilgisi ve kuşaklar arası kültürel aktarım bakımından da önem taşıdığına işaret eden Dalyan, geleneksel çeşitlerin korunmasının kentin geçmişiyle bağını sürdürmek anlamına geldiğini vurguladı.
BESNİ'DEN AMERİKA'YA UZANAN ÜZÜM VE FISTIK ÇUBUKLARI
Dalyan'ın yazısında dikkat çektiği konulardan biri de 1908 yılında Besni'den Amerika'ya götürüldüğünü belirttiği üzüm çubukları ve Antep fıstığı dalları oldu. Bölgeyi ziyaret eden Amerikalı araştırmacıların Besni bağlarından örnekler alarak ülkelerine götürdüğünü aktaran Dalyan, bu olayı yerel tarımsal gen kaynaklarının korunması ve değerlendirilmesi açısından ele aldı.
Dalyan, bölgenin geleneksel tarım çeşitlerinin başka coğrafyalarda değerlendirilmesine karşılık, Adıyaman'da eski bağların sökülmesi ve asırlık ağaçların kaybolması nedeniyle önemli bir mirasın yitirildiğini ifade etti. Bu örneği, yerel tarımsal zenginliklerin kayıt altına alınması ve korunması gerekliliğine dikkat çekmek için kullandı.
"TOPRAK KÜSMEDEN, HAFIZA BÜSBÜTÜN SİLİNMESİN"
Adıyaman'ın kaybolan bahçe kültürünü ve geleneksel ürünlerini yeniden gündeme taşıyan Dalyan, ata tohumlarının, eski bağlarda kalan asma çubuklarının ve kırsal alanlarda varlığını sürdüren yerel meyve fidanlarının bulunması gerektiğini belirtti. Bu çeşitlerin kayıt altına alınması, tescil edilmesi ve yeniden üretime kazandırılmasının önemine dikkat çekti.
Dalyan, söz konusu mirasın yalnızca meyve ve sebzelerden oluşmadığını; çocukluk anıları, damak tadı, komşuluk ilişkileri ve kentin tarihsel kimliğiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Geleneksel tarım çeşitlerinin korunması ve yeniden yaşatılmasının ortak bir sorumluluk olduğunu belirten Dalyan, yazısını şu çağrıyla tamamladı:
"Toprak küsmeden, hafıza büsbütün silinmeden sahip çıkalım."
Kaynak : PERRE