İsrail devleti İsrail'de dün yapılan seçimler, 7 Ekim 2023'ten bu yana yapılan ilk seçim olması sebebiyle hem İsrail halkının savaş suçlusu Netanyahu ile soykırımcı hükümetine dair bir referandum hem de halkın güncel politik yaklaşımlarına dair geniş bir kamuoyu yoklaması niteliğindeydi. Sandıktan çıkan sonuçlar küçük farklar ve büyük dersler barındırıyor.
Netanyahu bloğu seçim kazanamadı
Eski Genelkurmay Başkanı Siyonist Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloğu da hükümet kuracak çoğunluğa ulaşamadı.
Oyların yüzde 93'ünün sayıldığı bu vakitlerde savaş kabinesi 53, muhalefet 48 sandalye almış görünüyor.
120 sandalyelik Knesset'te hükümet için 61 sayıya ulaşmak gerekiyor.
Arap bloğunu koalisyona dahil etmezlerse halihazırda bir hükümet kurulamayacak; bu her iki taraf için de güvensizlik temelli bir tabu ve zor ihtimal.
Haftalar süren pazarlıklar, aşırılıkta sınır tanımayan blok hareketliliği ve kırılan olasılıklar sonrasında tekrar edilen seçimler yaşandı.
Netanyahu, siyasi tabloyu değiştirmek için saldırılar, savaşlar ve operasyonlar gibi başka akıl almaz çabalara girişecek ve bölge yine İsrail temelli endişeler bekliyor.
Sandıkta fark yaratan ve umut veren gelişme Arap partilerinden geldi; İsrail nüfusunun yüzde 21'ini oluşturan Arap nüfusu şu an 19 sandalye kazanmış durumda, bu Arap seçmenin şimdiye dek ulaştığı en yüksek oran.
Seçimlere katılım yüzde 77,7 ile 1999'dan beri en yüksek seviyede.
İsrail, tarihinin en istikrarsız dönemlerinden birini yaşıyor; 2019'dan 2022'ye beş seçim yapıldı ve hükümetler çabuk yıkıldı.
2022'de kurulan Netanyahu kabinesi, 7 Ekim Aksa Tufanı sonrası giriştiği Gazze işgal planıyla ayakta kaldı.
Güvenlik açıkları, başarısız askeri operasyonlar, işlediği büyük savaş suçları, soykırım nedeniyle küresel intifada sebep olması, Siyonizm'in yüzyıldır işlediği 'mazlum millet' mitinin yerle bir olması, İsrail sempatisinin ABD'de bile tarihinin en düşük seviyeye inmesi ve yolsuzluk dosyaları nedeniyle Netanyahu hükümeti sürekli sallandı, koalisyon dönem dönem çatladı ve nihayetinde Temmuz'da dağıldı.
Netanyahu katil kaybetti; 37. Hükümeti 64 sandalye ile kurmuştu, aynı blok bu defa 53 sandalyede kaldı, en az 11 kayıp var.
Netanyahu'nun partisi Likud 4 yıl önce 32 sandalye ile birinci partiydi, bu defa yine birinci ama aldığı sandalye sayısı 27.
Bu düşüşler, soykırımcı bloğa bir cezalandırma olsa da, sarsıcı, öğretici, caydırıcı değildi.
Netanyahu bloğu da Eisenkot bloğu da Gazze, Batı Şeria, Kudüs konusunda küçük nüanslar dışında aynı düşünüyor (Bu konuda Prof. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan hocanın SETA için; Filistinli gazeteci Dr. Zahir Elbek'in FÝDE –Filistin Diplomasi Merkezi- için yaptığı çalışmalara bakılabilir).
Muhalefet iktidara gelse bile, Araplarla koalisyon kurmazlarsa mevcut durumdan farklı yol izlemeyecekler; Gazze'de palyatif tedbirler, Batı Şeria'da yerleşimci terörüne biraz makyaj, uluslararası tepkileri sakinleştirmek için biraz restorasyon hedefleniyor.
İsrail halkı 'İnsanlık ailesi' adına utancını giderecek vasıfta değil; bütün kamuoyu araştırmaları, İsrail halkının Gazze soykırımını onayladığını ispatlıyor.
21 bin çocuk en az 75 bin insanın öldürülmesini İsrail'in kahir ekserisi normal karşılıyor.
En vicdanlısı, en makulü 'ben başımı öteki tarafa çevireyim, o esnada öldürün' diyor.
Filistinlilerin yerlerinden edilmesini, evlerinin okullarının hastanelerinin yıkılmasını, doktorların gazetecilerin gönüllülerin katledilmesini, 2 buçuk milyon insanın aç, açlıkta, susuz, ilaçsız kalmasını normal ve hatta gerekli görüyorlar.
'Kenan illerini işgal etmek hakkımız, bu bize 3 bin yıl öncesinden verilmiş bir söz' diyorlar; bu bir çıkar değil, aynen böyle kelimelere dökerek söylüyorlar.
İsrail toplumu hasta bir toplum; farklı kıtalardan, farklı ülkelerden, farklı dil ve kültürlerden toplanıp getirilmiş, korkularla, Siyonist safsatalarla yoğrulup şekillendirilmiş, hiçbir suçtan, günahtan, ayıptan dolayı sorgulanmamış, tartışılmamış bir gruptur.
Netanyahu başta olmak üzere siyasiler yeni korkular üzerine seçim kampanyalarını kurdu.
Netanyahu'nun seçmeni korkutmak ve kendine paye çıkarmak için ihtiyacı vardı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a onsuz cümle kuramadı.
Sonuç olarak, korktukça saldıran-öldüren, saldırdıkça daha çok korkan; seveni olmayan, dünyanın nefretini kazanan bir ülke İsrail oldu; sandıktan çıkan da buydu; korkmayacak bir seçim yaptılar.
Gündemimiz, gönlümüzün en hassas köşesi olan başımız Gazze'yi konuşalım.
7 Ekim 2023'ten sonraki dördüncü yaz yaklaşıyor ve maalesef iki milyondan fazla insan yazını naylon çadırlarda veya hasarlı yıkıntı binalarda karşılıyor.
BM'nin güncellediği rakamlara göre 950 bin kişinin çadırları derme çatma ve sel riski altında; soğuğa, yağmura, rüzgâra, yangına dayanıklı değil.
Yardımlar, İsrail Kerem Shalom Sınır Kapısı'nın kapatılması nedeniyle Gazze'ye giremiyor.
Temiz su, elektrik, sağlık hizmeti yok; en temel imkanlar dışında eğitim yok.
275'ten fazla gazeteci katledildi; kalanlar hem aileleriyle beraber diğer Gazzeliler gibi gündelik ihtiyaçlarını karşılamaya hem de Gazze gerçeğini dünyaya duyurmaya çalışıyorlar (sağlık çalışanları başta olmak üzere tüm uzmanlık isteyen alanlarda çalışanlar gibi).
İşgalci, Gazze'nin yüzde 60'ından fazlasını 'kontrol' gerekçesiyle elinde tutuyor.
Ateşkes sonrası hedef gözeterek en az 1500'den fazla Gazzeliyi katlettiler.
Gazze'deki tablo 'ateşkes, barış planı' adına hâlâ çok fena ama Allah 'Kerim'dir, 'Adil'dir; mazlumun hakkı zalimde kalmaz.