29 Ekim 2026 Perşembe
DOLAR 49.84 ₺
EURO 55.76 ₺
STERLIN 66.63 ₺
G.ALTIN 6,494.72 ₺
ATA 43,960.58 ₺
BİLEZİK 5,930.78 ₺
BTC 80,803.39 $
ETH 2,350.40 $
BİST 0.00

    Yaşasın Laik Cumhuriyet! Atatürk'ün Mirası ve Günümüzdeki Değerler

    Gündem
    Yayınlama: Kaynak: Haber Merkezi

    Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze uzanan yolculuk, Mustafa Kemal Atatürk'ün vizyonuyla şekillendi. Okuryazar toplum, Dil Devrimi ve yurttaşlık bilinci, Cumhuriyet'in temel direkleridir. Detaylı analiz.

    Yaşasın Laik Cumhuriyet! Atatürk'ün Mirası ve Günümüzdeki Değerler

    “Yıl, 1919/ Mayısın on dokuzu./ Uyanın Samsunlular!/ Uyumak ölüme eş,/ Diriltin ruhunuzu./ Ufukta bir gemi var!” O gemiyle “ (...) umut yüklü, inan yüklü, hız yüklü;/ İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır,/ Kurulacak yarını düşünen baş geliyor” du... Yüzyıllarca sen “ümmetsin ümmi” kal; sen, “kul” sun denilen... Yoksul yoksun “ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen...” kadınları... Bitmez tükenmez savaşlarla savrulan erkekleri uyandırdı. Çanakkale’de, Anadolu’da, bütün Osmanlı topraklarında savaşan... Mondros Anlaşmasıyla yurdu işgal eden yayılmacıya kafa tutan... “Şayak kalpaklı” Mustafa Kemal ’e inanan halk şahlandı.

    “Nasıl çıkmış bir sabah Samsun’dan yola/ Dağlardan dağlara o zafer türküsü,/ Şahlanıp bayrak çekmiş her eski kola,/ Taze bir bahar açmış yurdun gözünü...” Dört beş mevsim dağlar ovalar kararıp yeşerdikten...

    “Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik/ ve Kayserili bir nefer/ yanan şehrin kızıltısı içinde gelip/ öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,/ Güneyden Kuzeye,/ Doğudan Batıya,/ Türk halkıyla beraber/ seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i...” Güzel, özgür günlere inanan “Mustafa Kemal’in mangasında,/ Korkudan eser yok/ Günlerdir yarı aç, yarı tok/ Bir kaşık tuzu bulunsun diye vatan macerasında,/ Paşalar Paşanın kumandasında/ Zaferden zafere koşuyor...” Kuvayımilliyeci onunla bulmuş yolu...

    “Denizler yarışmış, dağlar yarışmış;/ Kara günler geçmiş, bayram erişmiş;/ Ne etmişsen, kurtla kuzu barışmış;/ Kokular sürünmüş eser bir hoşluk/ Sayende...” Her Cumhuriyet Bayramı... Celal Sahir Erozan, Ceyhun Atuf Kansu, Nâzım Hikmet, Orhan Şaik Gökyay, Cahit Külebi... Şairlerle buluşmak, şiir yazmak okumak isterim.

    Attilâ İlhan bugün söylemiş gibidir “nasıl böyle varıp geldin hoş geldin/ çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin/ (...) senin dalın yaprağın biz senin fidanların/ biz bunları yapmadık/ sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal/ elsiz ayaksız bir yeşil yılan/ yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal/ hani bir vakitler kubilay’ı kestiler/ çün buyurdun kesenleri astılar/ sen uyudun asılanlar dirildi/ mustafa’m mustafa kemal’im...” Behçet Necatigil ’in dizeleri andım olur... “Yer sarsılsa yerinden/ Dünya düşse peşimize/ Ne Senden geçeriz, ne Senin eserinden!” Diktiğin “Bağımsızlık Gülü”ne su verenleri anar...

    Cumhuriyet Bayramını yurttaşlık bilinciyle kutlayanları esenlerim. Savaş meydanında kitap okuyan, dans eden, zeybek oynayan... Kadın-erkeği, varsılı-yoksulu eşit gören... Gülen ağlayan, sevinci sıkıntıyı incelikle düşünen... En zor zamanlarda en doğru kararları veren... Tarihi doğru yazdıran Atatürk’ü çocuklara anlatın! Doğru tarafında olduğumuzda tarihin terazisi şaşmaz! Tarih insanı neyi bildiğiyle değil kendi gerçeğiyle sınar. Belki günlerdir içiniz rahat. “Nasıl olsa fon almadım” diyorsunuz. Ya da “Mağdurun parası ödenir de sorun biter” diye düşünüyorsunuz. Oysa çok yanılıyorsunuz.

    Zira fon vurgununu yapanlar sadece portföylere hapsolmuş 455 bin kişinin parasını çalmadı. Hepimize ait olanı, kamunun malını, hiç fona karışmamış olanı da pula çevirdi. Bazı kaynaklara göre Osmanlı Müslüman nüfusunda 1800’lerde okuma yazma bilme oranı yüzde 1’dir. 1920’den önce okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 6, kadınlarda binde 5 olarak verilir. Biz bu “padişahlık dönemi” nüfusu devraldık Türkiye olarak. Cumhuriyet bugün bir okuryazar toplum yarattı, çok şükür. Dil Devrimi bunu kolaylaştırdı. Her ne kadar gerici kafa Türkçeye saldırılarında eksik olmasa da.

    1973’te ABD Vietnam’dan çekilirken sloganımız “Bir, iki, üç, daha fazla Vietnam!” idi. Bugün Brezilya’da Lula’nın zaferi, Sırbistan’da öğrencilerin öncülüğünde yükselen halk hareketi ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde gelişen toplumsal mücadeleler, o sloganı hatırlatıyor. Bu kez hedef, emperyalizmin yanı sıra yükselen faşist dalga. Hafta başında Ekrem İmamoğlu’ndan bir mektup aldık. Hapiste mektup almak hücrede bir pencerenin açılması kadar iyi gelir. Hapiste mektup yazmak bir çığlıktır. Sesini o an kavuşamayacağın uzak bir yere duyurma arayışıdır.

    İmamoğlu ile geçen yılki koşullarda izin alarak yapabildiğimiz altı görüşmede de hapishane koşullarından söz etmeyi sevmediğini vurguladı. Katıldığım “Cumhuriyet” söyleşilerinde, özetle “Korunacak bir Cumhuriyet kalmadı, yeniden inşa edilecek bir Cumhuriyet var” diyordum. Bu saptamam dinleyicilerin bir bölümü tarafından rahatsız edici bulunuyordu. Cumhuriyetçiydiler ve Cumhuriyetin, Atatürk’ün Cumhuriyetinin fiilen yıkıldığını kabul edemiyorlardı. Öncelikle siz sevgili okurlarımın Cumhuriyet Bayramı’nı coşkuyla kutluyorum. Hiç merak etmeyin, Cumhuriyet sizlerin gücüyle ve her birimizin çalışkanlığıyla tabii ki yaşayacak!

    Etrafa sızmış malum trol ordularının psikolojik harp taktiklerini sakın ciddiye alıp moralinizi bozmayın! Bizim “Dünya Derbisi”nin sonunda iki takımın oyuncuları, kenar görevlileri filan onlarca insan birbirine giriyor; itiş kakış, boğaza sarılmalar… Fakat ne yazık ki ekran başındakilerden bu görüntüler saklanıyor. Kameralar hemen yakın çekimden çatı kameralarına geçiriliyor. Peki neden? Kimleri, neden koruyorsunuz? Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu; Atatürk’ün kurduğu çağdaş uygarlık yolu…” Bekir Sıtkı Erdoğan’ın bu dizelerinde olduğu gibi böylesi yüzlerce güzel marşla, şiirlerle sevmeye başladık Cumhuriyeti daha ilkokul yıllarında.

    O dizelerin ne anlama geldiğini o yaşlarda bilmesek de bu şiirlerin okunduğu, marşların söylendiği bayramlarda genci, yaşlısı, kadını, erkeği, çocuğuyla o coşkuyu hep birlikte yaşıyorduk. Sırbistan'da pazar günkü seçimler gerek dünyada gerekse Türkiye’de geniş kesimlerce, “öğrencilerin on iki yıllık diktatörlüğü yıkması” olarak görüldü. Bizde Sırbistan seçimlerine böyle bakılmasının önemli bir nedeni, dünyadaki olayları iç politikaya baktığımız şekilde görmek isteyişimizdir. Nisandaki Macaristan seçimleri de bazılarınca yine bu eksende yorumlanmıştı. Ben, bunun aceleci bir yaklaşım olduğu görüşündeyim.

    29 Ekim 1923 akşamı Meclis’te hareketli bir ana tanıklık edilir. Anayasanın ilk maddesi olan “Türkiye Devleti’nin yönetim şekli cumhuriyettir” ifadesi 20.30’da kabul edilirken milletvekilleri de hep bir ağızdan “Yaşasın Cumhuriyet” diye haykırır. Aynı anlarda Ankara Kalesi’nde 101 pare top atışı ile Cumhuriyetin ilanı duyurulur. Osmanlı ordularını silahsızlandıran Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesi, İtilaf Devletleri'ne “güvenliklerini tehdit eden” her yeri işgal etme hakkı tanıyordu. Bu maddeye dayanılarak ülkenin stratejik noktaları birer birer düşman istilasına uğradı.

    İtilaf donanması İstanbul’a demirledi ve bayrakları göndere çekildi. Cumhuriyeti savunmak, onun ne getirdiğini hatırlamakla başlar. 103 yıl önce 29 Ekim’de ilan edilen Cumhuriyet, bir yönetim biçiminin değişmesinden ibaret değildir. Egemenliğin kaynağını değiştirdi. Hanedanın yerini halk, kulun yerini yurttaş, doğuştan ayrıcalığın yerini hukuk önünde eşitlik aldı. Cumhuriyet bu yüzden hanedanın değil, halkın, ayrıcalıklının değil, yurttaşın güvencesidir. Mustafa Kemal Atatürk, I.

    Dünya Savaşı ertesinde ülkemizin topraklarını işgal eden yabancı devletlere ve Padişah ve şeriat yanlılarına karşı gerçekleştirdiği Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kazanmakla yetinmemiş; 29 Ekim 1923’te, köhnemiş ve çağdışı kalmış Osmanlı Devleti yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş ve 1923-1938 yıllarında yaptığı devrimlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş devletler topluluğunda yer alabilmesini sağlamıştı. Bugün Cumhuriyet Bayramı...

    “Yıl, 1919/ Mayısın on dokuzu./ Uyanın Samsunlular!/ Uyumak ölüme eş,/ Diriltin ruhunuzu./ Ufukta bir gemi var!” O gemiyle “ (...) umut yüklü, inan yüklü, hız yüklü;/ İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır,/ Kurulacak yarını düşünen baş geliyor”du... Bugün, Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında! Kutlu olsun! Türkiye Cumhuriyeti sokaklarda, meydanlarda, dağlarda, tepelerde, ovalarda, nehirlerde kuruldu. Direnerek kuruldu. Direnerek var oldu. Bu ülkede cumhuriyet asla sokakta bulunmadı, ama sokaklarda, meydanlarda kuruldu. Onu saraydakiler değil, sokaktakiler, meydanlardakiler kurdu! Bugün Cumhuriyet Bayramı...

    “Yıl, 1919/ Mayısın on dokuzu./ Uyanın Samsunlular!/ Uyumak ölüme eş,/ Diriltin ruhunuzu./ Ufukta bir gemi var!” O gemiyle “ (...) umut yüklü, inan yüklü, hız yüklü;/ İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır,/ Kurulacak yarını düşünen baş geliyor”du... Türkçenin en devingen sözcüklerinden “geri”nin kimliğine baktığımızda... 26 Eylül, Mustafa Kemal’in başlattığı Dil Devrimini yürütecek TDK’nin ilk Türk Dili Kurultayının 94. yıldönümü... İyi ki hem dünyada hem ülkemizde her alanda neler olup bittiğini izleyen... 1950’den 2000’lere akan yarım yüzyılda toplumun eğitim, gelir düzeyi hızla düşerken...

    Atatürk, Türkçenin seslerini karşılamayan, dinsel anlam yüklenen Arap abecesiyle, Arapça Farsça sözcüklerle örülü Osmanlıcayla “ümmi ümmet” kalan halkın dil-tarih bilincinin çok aşındığını biliyordu. Bizim kuşak dünyaya merhaba dediğinde cumhuriyet daha 40’ına girmemişti. Ağız bedenin doruğundadır; çok rüzgâr aldığından açılıp kapandıkça ya bahara ya fırtınaya yol açan... Atatürk Anadolu’da, imparatorluğun uzak topraklarında yıllarca savaşmış... Türkçenin başkenti, “Karaman’da Cahit Zarifoğlu İmam Hatip Ortaokulu öğretmen ve öğrencileri tarafından; ‘12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma’ etkinlikleri gerçekleştirildi.

    Bizim kuşak 1970’lerde delikanlılığa geçtiğinde muhafazâr iktidarlar toplumun duyarlı noktalarını kaşıyor... Eleştirmek ya da öfkesini paylaşmak için ayda yılda bir arayan eski dostla markette karşılaştım. 2025’i uğurlayacağımız günlerde “Türk Dil Kurumu 2025 yılının kelimesi/ kavramı”nı açıkladı. Bizim kuşak cumhuriyet devrimlerinin ışığında ulusal bayramları coşkuyla yerli malı haftalarını olanaksızı olanaklı kılarak kutlayan Atatürk Türkiyesine doğmuştu Cumhuriyetin 102’nci yaşını, “Atatürk ilke inkılapları”nı yaşamıyla özdeşleştiren on binler kutladı. 26 Eylül 1972’deki Dil Bayramını, Divanü Lûgatit-Türk’ün yazılışının 900.

    yıldönümünü dünyaca tanınmış 45 Türkbilimciyle kutlamıştık. Yakın geçmişte Atatürk’e sözle saldıran, baltayla anıtlarını kırmaya kalkışanlara... Bu başlığı 2010’da kullanmış, birkaç ay önce benzer başlıkla ve kimbilir kaçıncı kez sormuştum. Ay, kim bunlar, nerenin yandaşları... Niçin bas bas bağırıyorlar... Yazar kim, okur kim? “Okur” da “yazar” da aydınlanmaya ışık tutandır... Yaz geldi. Dinlenmek, çalışanın çalışmayanın en temel hakkı... Elli yıldır siyasetçilerin, toplumun gözü önündekilerin kullandığı dili izliyorum. Öteden beri toplumbilimciler, aydınlar bilimsel yazıları söyleşileriyle özgür kürsülerde...

    Akla, bilime tutunanlar için belge bilgi kitaplar çuvallar dolusu...

    BENZER HABER