Değerli okurlarım, insan, hayatın içinden geçerken çoğu zaman gözünü dışarıya diker. Başına geleni bir sınav, bir aksilik, bir haksızlık olarak okur. Ve her sıkıştığında aynı dua gelir dudaklarına: “Allah’ım, bu durumu değiştir.” Bu cümle, çağlar boyunca hiç değişmedi. Ancak değişmeyen bir şey daha var: İnsan, çoğu zaman değişmesi gerekenin kendisi olduğunu en son fark eder.
Ben yıllardır şunu gördüm: Toplumlar da tıpkı insanlar gibidir; dışarıdaki fırtınayı durdurmak isterler ama içerideki rüzgârın yönünü hiç düşünmezler. Oysa kader, insanı da toplumu da rahat ettiği yerden pek az büyütür. Konfor, karakter inşa etmez; kolaylık, hikâye yazmaz. İnsan da toplum da ancak zorlandığında kendine bakmayı ve büyümeyi öğrenir.
Dua ederken dışarıdaki tabloyu düzeltmek isteriz. Oysa belki de tablo bozulmamıştır; bizim bakışımız eksiktir. Belki de yaşadığımız sıkıntı, bizi eğmek için değil, bizi doğrultmak içindir. Belki de gecikme, bizi cezalandırmak için değil, bizi olgunlaştırmak içindir. Belki de kayıplarımız, bizi yoksullaştırmak için değil, bizi zenginleştirmek içindir?
Toplum olarak da birey olarak da devamlı aynı yanılgıya düşüyoruz. Durumu değiştirmek istiyoruz, ama kendimizi değiştirmeyi hiç düşünmüyoruz. Oysa ki, Sen değişmeden, hayatında ve dünyada hiçbir şey değişmez.
Allah bazen arzu edilen kapıyı açmaz, kapının anahtarını kulunun içine bırakır. Çünkü insanın değişimi, dışarıdaki şartların düzelmesinden daha değerlidir. İnsanın iç dünyası değiştiğinde tüm dünya yeniden anlam kazanır. Belki de bundan sonra dua ederken bir cümleyi daha eklemeliyiz: “Allah’ım, bu durum beni değiştirmek için geldiyse, beni değiştir.” Yılların bana öğrettiği bir şey varsa, o da gerçek mucizenin, şartların değişmesi olmadığıdır. Gerçek mucize, şartların içinden geçerken insanın kendini değiştirebilmesidir.