Değerli okurlarım, Mitoloji denildiğinde çoğu insanın zihni Batı’ya gider. Oysa bizim kültürümüzün derinliklerinde, bugün bile toplumun ruhuna dokunan iki kadim figür vardır: Umay Ana ve Ak Ana. Bu figürler, yalnızca eski bir inanç sisteminin hatırası değil; Türk milletinin kadın üzerinden kurduğu anlam dünyasının en eski aynalarıdır.
Umay Ana, koruyuculuğun ve bereketin simgesidir. Kadını, çocuğu, ocağı ve toplumu koruyan bir iyelik olarak görülür. Bugün toplumsal şefkat, koruyucu adalet, neslin devamı gibi kavramları konuşurken, aslında Umay’ın temsil ettiği kadim değerlerin modern karşılıklarını tartışıyoruz.
Ak Ana ise yaratılışın bilgesidir. Su içinden çıkar, Kök Tengri’ye yaratmayı öğretir. Türk mitolojisinde bilgelik, rehberlik ve ilhamın kaynağıdır. Ak Ana’nın sesi, insanın içindeki yaratıcı kudreti uyandıran bir çağrı gibidir. Bu iki figür, Türk kültüründe kadının yalnızca bir aile unsuru değil, aynı zamanda toplumu koruyan, topluma yön veren, toplumu dönüştüren bir güç olduğunu gösterir.
Bu kadim miras, Cumhuriyet’te Atatürk’ün kadın anlayışıyla yeni bir ufka kavuştu.
Atatürk’ün Türk kadınına dair vizyonu, Umay Ana’nın koruyucu kudretiyle Ak Ana’nın yaratıcı bilgesini aynı potada birleştirir. Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir” sözü, bu kadim mirasın modern bir yankısıdır. Bu söz, yalnızca bir övgü değildir; Türk kadınının tarih boyunca taşıdığı yaratıcı, koruyucu ve dönüştürücü gücün Cumhuriyet vizyonundaki yerini işaret eder. Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinde kadına verilen eğitim hakkı, meslek sahibi olma hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi tüm hakların her biri, Türk kadınının tarihsel arketiplerdeki yerini modern toplumsal yapıya yeniden kazandırma çabasıdır.
Bugün toplum olarak toplumsal şartlarımızın değişmesini istiyoruz ama kendi kültürel hafızamızla bağ kurmadan değişimin yönünü bulmamız zor. Umay Ana’nın koruyucu eli, Ak Ana’nın yaratıcı sözü ve Atatürk’ün kadın vizyonu bize aynı şeyi hatırlatıyor; Kökünü hatırlayan toplum, yönünü de bulur.
Türk kadını, bu kökün hem hafızası hem de geleceğidir. Toplumun dönüşümü, kadının korunarak güçlenmesiyle başlar. Kültürün dirilişi, kadının sesinin duyulmasıyla başlar. Milletin istikameti, kadının özgürlüğüyle netleşir. Gerçek dönüşüm, geçmişi reddederek değil; geçmişin içindeki hikmeti bugüne taşıyarak olur. Ve Türk kadını, bu hikmetin hem taşıyıcısı hem de geleceğe açılan kapısıdır. Sevgiler ve Selamlar Nejdet Niflioğlu