Derdini Marko Paşaya Anlat
Değerli okurlarım, bazen öyle bir an gelir ki, içinizdeki sıkıntı bir düğüm olur, çözemezsiniz. Etrafınızda insanlar vardır ama sizi gerçekten duyan kimse yoktur. Anlatırsınız, hafiflemez; susarsınız, içinizi kemirir. İşte tam o anlarda biri çıkar ve der ki: “Git derdini Marko Paşa’ya anlat.”
İlk duyduğunuzda kulağa sanki uydurma bir karaktermiş gibi gelir. Ama değil. Marko Paşa gerçekten yaşamış bir hekimdir. 19. yüzyılda Osmanlı’da görev yapan, Macaristan’dan gelip bu topraklara gönülden bağlanan bir doktordur. Mekteb-i Tıbbiye’de hocalık yapmış, sarayda başhekimlik görevinde bulunmuştur. Öğrencileri ona sevgiden “Paşa” demiştir. Dahası, 1868’de bugünkü Türk Kızılayı’nın temellerini atanlardan biri olmuştur. Yani sadece dert dinlememiş; yaraları da sarmıştır.
İroninin Başladığı Yer
İroni burada başlar: Biz bugün “derdini Marko Paşa’ya anlat” derken aslında yüzyıllar önce insanlara şifa dağıtan bir doktora gönderme yapıyoruz. Belki de bu söz bize şunu hatırlatır: “Çözüm aramadan önce içindekini söyle.”
Çünkü bazen anlatmak bile ilk pansumandır. Marko Paşa yoksa bile bir defter vardır, bir telefon notu vardır, bir boş sayfa vardır. Yaz, dök içini. Çünkü iyileşme çoğu zaman teşhisle değil, itirafla başlar.
Bu yüzden yazının devamında doğrudan sana sesleneceğim.
Senin Marko Paşa’n Kim?
Peki senin Marko Paşa’n kim? Sabah kahvesinin buharı mı? Yürürken cebinde taşıdığın küçük bir taş mı? Gece yarısı açtığın boş bir not sayfası mı?
Belki de kimseye yük olmasını istemediğin dertlerini, içten gelen bir duaya büründürüp oraya bırakıyorsundur. Cevap vermez, akıl vermez, “boş ver” demez. Sadece yükünü alır, sessizce taşır.
Dinlenme İhtiyacı ve Günümüz İnsanlığı
Hepimizin bir Marko Paşa’ya ihtiyacı var aslında. Çünkü insan, derdini söyleyebildiği yerde hafifler. Çözüm bulamadığın şey bile, adını koyduğun anda küçülür.
Marko Paşa bize bunu hatırlatır: Her yaranın pansumanı yoktur ama her yaranın anlatılmaya ihtiyacı vardır.
Bugün Marko Paşa yok belki ama onun ruhu hâlâ burada. Çünkü artık herkes koşuyor: bildirimler, faturalar, “yetişmeliyim” telaşı… Kimsenin kimseyi dinlemeye vakti yok. Herkes dertli ama kimse dert dinlemiyor.
Teknoloji Değişti, İhtiyaç Değişmedi
Bu yüzden “derdini Marko Paşa’ya anlat” sözü bugün belki de hiç olmadığı kadar anlamlı.
Çünkü elimizde artık çok daha fazlası var: boş bir sayfa, telefonun notlar kısmı, yürürken kaydettiğin bir sesli mesaj, hatta şu okuduğun satırlar…
Teknoloji değişti ama insanın ihtiyacı değişmedi. Hâlâ anlaşılmak istiyoruz. Hâlâ yükümüzü kelimelere bırakmak istiyoruz.
Son Söz
Pes etmeden önce bir kere daha anlat. Kendine anlat. Düşüncelerini cümleye döktüğün an, dağ sandığın dert yol olur.
Marko Paşa yarayı sarmakla başladı; sen de anlatmakla başla. Unutma: En karanlık gece bile sabaha yenilir. Sen yeter ki konuşmaya cesaret et. Gerisi bir şekilde çözülür.
Bugün kalemi eline al. Marko Paşa seni dinliyor.
Sevgiler ve selamlar,
Nejdet Niflioğlu