Vatanı Sevmek ve Cumhuriyet Bilinci
Değerli okurlarım, vatan sevgisi çoğu zaman duygusal bir bağlılık olarak anlatılır. Oysa toplumsal yaşam açısından bakıldığında, sevgi; özen, sorumluluk, saygı ve bilgiyle şekillenen bir yurttaşlık bilincidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda bu bilincin en güçlü örneğini Mustafa Kemal Atatürk ortaya koymuştur.
Bilim, sevgiyi yalnızca bireysel bir duygu olarak değil, toplumsal ilişkileri şekillendiren bir bağ olarak ele alır. Bir ülkeyi sevmek de bu bağın en güçlü biçimlerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci, bu sevginin nasıl kolektif bir iradeye dönüştüğünü gösteren önemli bir örnektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü, bireysel sevgiyi aşan toplumsal bir adanmışlığı ifade eder.
Özen: Cumhuriyete Sahip Çıkmanın İlk Adımıdır. Bir ülkeyi sevmek, ona özen göstermeyi gerektirir. Özen; kamusal alanı korumak, toplumsal sorunlara duyarlı olmak ve ülkenin geleceği için çaba göstermek anlamına gelir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” sözü, bu özenin pratik karşılığını açıkça ortaya koyar.Bugün özen göstermek; çevreyi kirletmemekten eğitimde fırsat eşitliğini savunmaya, toplumsal dayanışmayı güçlendirmekten demokratik süreçlere katılmaya kadar geniş bir alanı kapsar. Cumhuriyet, kendisine özen gösteren yurttaşlarla güçlenir.
Bilimsel açıdan sorumluluk, bireyin toplumla kurduğu ilişkinin en önemli boyutlarından biridir.
Vatan sevgisi, sorumluluk duygusuyla olgunlaşır. Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe hitabındaki uyarısındaki “Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen…” sözleri bize sorumluluğumuzun yalnızca olağanüstü zamanlarda değil, gündelik yaşamda da var olduğunu hatırlatır.Sorumluluk; vergisini ödemek, kurallara uymak, toplumsal barışı korumak ve ortak yaşamın gerektirdiği fedakârlıkları üstlenmek gibi davranışlarla somutlaşır. Gerçek vatan sevgisi, ülkenin yükünü paylaşmayı gerektirir.
Saygı, sevginin en derin boyutlarından biridir. Bir ülkeyi sevmek, o ülkenin vatandaşlarına saygı duymayı gerektirir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözü, bu saygının toplumsal temelini oluşturur. Sosyolojik açıdan bakıldığında saygı; farklı kültürlerin, inançların ve yaşam biçimlerinin bir arada var olabilmesini sağlar.
Bir ülkeyi sevdiğini söyleyip, o ülkenin bir kesimini dışlamak, sevginin değil ayrışmanın sonucudur.
Saygı olmadan sevgi, sevgi olmadan da toplumsal bütünlük mümkün değildir.
Bir ülkeyi tanımadan sevmek eksik bir sevgidir. Mustaf Kemal Atatürk’ün “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir” sözü, bilginin toplumsal hafızadaki yerini vurgular. Vatan sevgisi; ülkenin tarihini öğrenmeyi, toplumsal yapısını anlamayı, sorunların kökenine inmeyi ve çözüm üretmeyi gerektirir.
Bilgi, sevginin kör bir bağlılık değil, bilinçli bir tercih olmasını sağlar.
Türkiye Cumhuriyeti’ni sevmek, yalnızca duygusal bir bağlılık değil; toplumsal bir sorumluluk, ortak bir bilinç ve birlikte yaşama iradesidir. Atatürk’ün mirası bize şunu hatırlatır: Vatan sevgisi, sözle değil, davranışla anlam kazanır. Gerçek bir yurttaş: Cumhuriyetine özen gösterir, Toplumsal yaşamın gerektirdiği sorumlulukları üstlenir, Ülkenin tüm insanlarına saygı duyar ve Ülkesini tanımak için bilgi edinir. Bu dört unsur bir araya geldiğinde, vatan sevgisi yalnızca bir duygu olmaktan çıkar; toplumsal bir bilinç hâline gelir. Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, ülkemizi sevdiğimizi söylemekten çok, onu bilinçle ve emekle sevmektir. Sevgiler ve Selamlar Nejdet Niflioğlu