Nefes yazarı Nuray Babacan, köşe yazısında AK Parti içinde “mutlak butlan” tartışmalarıyla ilgili dikkat çeken değerlendirmeleri aktardı. Babacan, parti içindeki bazı siyasetçilerin, bu sürecin Saray çevresi ve iktidara yakın medya üzerinden yürütülmesine tepki gösterdiğini yazdı.

AK Parti’de aktif siyaset yapan bazı isimler, CHP’ye yönelik “mutlak butlan” tartışmalarının parti organları yerine, Cumhurbaşkanlığı çevresi ve iktidar medyasındaki yönlendirmelerle şekillenmesinden rahatsız. Bu isimler, parti adına siyaset üretme ve karar alma sürecinin kendi dışlarında yürütüldüğünü düşünüyor.

Babacan, yazısında AK Parti içinde bazı siyasetçilerin üç temel konuda endişe taşıdığını aktardı. Buna göre parti içinde; “sessiz seçmen”, seçmenin mağdurdan yana tavır alma eğilimi ve ekonomik kriz en büyük risk başlıkları olarak görülüyor.


Bu kesime göre, CHP’yi kapatmaya varabilecek bir “mutlak butlan” kararının bu üç risk nedeniyle ters tepebileceği değerlendiriliyor.

Nuray Babacan, AK Parti kulislerinde dile getirilen değerlendirmeleri ise şöyle aktardı:

- “Mutlak butlan işi, siyaset bilmeyen, her şeyi Ankara’da algıyla yönetebileceklerini düşünenlerden çıkıyor. Onların ayrı bir gündemi bile olabilir. ‘CHP’yi parçalarsak, seçime kadar toparlanamazlar’ mantığıyla cumhurbaşkanına pazarlıyorlar. Bunun antidemokratik bir tavır olmasının dışında asıl mesele, yanlış olması.

- Vatandaşın tavrını küçümsüyorlar. Öyle bir durum oluşur ki; vatandaş, seçilme şansı en yüksek kim varsa gider ona verir oyunu yine sana vermez. Ayrıca kimilerine göre CHP’nin geçmiş bagajından kurtulmuş yeni bir parti, halktan daha fazla destek alabilir.

- Aklı selim olanlar, cumhurbaşkanına bu durumu aktardık. Aktarmaya da devam edeceğiz. Ama biz bir söylüyorsak arka kapıdan girenler üç söylüyor. Bunun önüne geçmeliyiz.

- Bütün bunlar yapılırken korkular besleniyor. 28 Şubat’ta yapılardan dert yanarken, şimdi onu 10 kat aşan uygulamalar var. ‘Bunlar iktidara gelirse bize ne yaparlar?’ korkusu var.

- Sorduklarında da söyledik; bu işi YSK’ya bırakmak gerekir. Seçim yargısı demişsin. Hem mahkeme olarak hem kurum olarak yetkileri Anayasa’da yazıyor. Nihai hüküm kurulduktan sonra kimsenin müdahale etmemesi gerekirdi.

- Normalde bir siyasi partini kongresiyle ilgili Asliye Hukuk Mahkemesi bir karar verirse bu YSK’ya gönderilir. YSK gündemine alır ve son karar verir. Başka mahkeme bunu bozamaz. ‘Kongrede rüşvet verildi’ denilse bile bu kişinin önüne sandık konulmuyor mu? Orada gerçek iradesini ortaya koyabilir. Yasa ona seçme hakkı vermiş. Bu sürece bile müdahale edemezsin aslında…

- Bütün bunları söylediğinde kötü oluyorsun ama böyle düşünenler hepsinden daha fazla AK Partili. Partimizin zarar görmemesi için söylüyoruz. ‘Bir yıl sonra seçim olacak gibi, o zamana kadar muhalefet bloğunu parçalarsak avantajlı çıkarız’ hesapları yapılıyor ama halkta bu hesap tutmaz.

- Konuya dertli vatandaş açısından bakarsak, ülkenin yüzde 70’i dertli. Normalde sandıkta 70-30 çıkması lazım. O yüzden arka kapıdan dolaşıp, hukuk dışı planlar öneriyorlar. ‘Seçmene bir parmak bal çalınıp, yeni vaatlerle yol alırız’ hesabı yapanlar tabandan kopuk…”