CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Küçük turpun büyük marifetleri" diyerek duyurduğu basın toplantısında İstanbul Başsavcısı iken geçen haftalarda Adalet Bakanı olarak atanan Akın Gürlek'in mal varlığını açıkladı. Özel, "Akın Gürlek'in mal varlığını şimdiye kadar açıklaması gerektiğini, sürenin dolduğunu" söyleyerek, tapu kayıtlarını paylaştı. Özel, Gürlek'in konutlarının ve sattığı mülklerin toplam değerinin 452 milyon lira olduğunu öne sürdü. Özel, "11 konut ve 1 arsanın güncel toplam emsallerine göre ortalama değeri 325 milyon 500 bin lira. Alıp satılan 4 konutun işlem tutarı 126 milyon 500 bin lira. Yani mevcut taşınmazlarının ortalama değeri ve satılan mülklerinin toplam ortalama işlem hacmi 452 milyon lira. 1. Derece Hâkim maaşı alsa bile bu kadar serveti edinmesi için tam 190 yıl, yemeden içmeden çalışması gerekiyor. Ama marifetli Akın Bey bunları 19 yılda yapmış" dedi.

Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

"Bugün sizlerin bir süredir merakla beklediği, birilerinin de korkuyla beklediği bir dosyayı açıklamak; yargıdaki çeteleşmenin ve bu çeteleşmenin getirdiği zenginleşmenin öyküsünü hem detaylarıyla hem somut kanıtlarıyla milletimizle paylaşmak üzere karşınızdayız. Bu ülke demokrasi tarihi boyunca çok darbeler gördü. Milletin iradesine yapılan her darbe demokrasimizi zayıflattı, halkımızı fakirleştirdi. Ancak birileri bu süreçlerden kısa süreli olarak karlı çıktılar, onları kendilerine kar saydılar. Ama tarih darbecileri değil, darbenin mağdurlarını haklı gördü, haklı çıkardı. Her darbede, her kumpasta aparatlar, maşalar hep oldu. Sonrasında da darbeciler tarafından kısa ve orta vadede ödüllendirildiler; uzun vadede milletin vicdanında mahkûm oldular, mahkum edildiler. Sonuçta bu süreçlerden kaybeden milletimiz oldu, ülkemiz oldu, devletimizin yurt dışındaki imajı oldu.

"TRT, 47 YIL SONRA BÜYÜK BİR SÜRPRİZLE KARŞI KARŞIYAYDI..."

Bugün anlatacağım öykü; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbelerinde tutulan silahın şimdi nasıl yargı tokmağına, kamuflajların üzerlerine hasbelkader geçirilmiş cübbelere nasıl dönüştüğünün, bir darbenin tankla, topla değil; cübbeyle ve tokmakla nasıl geleceğinin ispatıdır. Bu hikayenin iyi tarafı Kasım 2023’te başladı. Hiç kimse hayal etmezken, hesaba katmazken; daha birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkmış olan bir parti, 100 yıl önceki pratiğiyle, geleneğiyle, kuruluş kodlarıyla düştüğü yerden ayağa kalktı, mücadele etmeye karar verdi. Özeleştiri yaptı ve bu özeleştirisi millet tarafından takdir gördü. Döndü millet, Atatürk’ün kurduğu partiye cumhuriyetin 100'üncü yılında büyük bir yenilgi elde etmişken 'bakalım şimdi ne yapacak' dedi ve bir kredi verdi. Değişime, gençlere, kadınlara, her yaştan gençlere bir kredi verdi. Bunun sonunda sadece 4 ay sonra girilen ilk seçimlerde, 21 yıllık 'iktidar hiç yenilmiyoruz, yenilmeyeceğiz' diyen, kazandıklarıyla övünen, hiçbir zaman yenilmeyeceği konusunda kamuoyuna algı yaratan bir iktidar ilk kez yenildi. 47 yıl sonra Cumhuriyet’in kurucu partisi birinci partiydi. Seçim akşamı 47 yıl sonra milletin paralarıyla, verdiği vergilerle ödediği bandrolle yayın yapan, seçimden önce 100 saatin 99’unu iktidara, birini Cumhuriyet Halk Partisi’ne ayıran kamu yayıncılığıyla mükellef TRT, 47 yıl sonra büyük bir sürprizle karşı karşıyaydı ve 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi TRT ekranlarında dahi birinci partiydi; çünkü milletin gönlünde birinci partiydi.

"BUGÜN DUYDUKLARI KARŞISINDA NE YAPACAKLARINI GERÇEKTEN ÇOK MERAK EDİYORUM"

Sayın Erdoğan’ın veciz bir şekilde, kendi açısından talihsiz bir şekilde prompterdan kopup da geçtiğimiz hafta söylediği 'bu gidişi engelleyemezsin' dediği o gidiş artık başlamıştı ve durmayacaktı. Kendisi bizimle siyasi rekabet edemeyeceğini anlamıştı. Kazanmak, devlet gücüyle kazanmak; karşısındakini kaybetmeye mahkum görmek kolaydı ve bu sefer kendisini yenenlerle normal yollarla mücadele edecek takati kalmamıştı. Ne kendinde ne partisinin ana kademesinde ne kadın ve gençlik kollarında bu konuda bir enerji görmüyor, bir ümit duymuyordu. Meclis'te oluşturduğu parlamento grubunun da aslında kendisini seçim kazanıp onların da sadece sandalyeleri doldurdukları, ne dediyse onları yapacakları, aksini yapanların cezalandırıldığı bir grup olduğunu çok iyi bilen birisi olduğunu düşünüyordu. Ben bugün o grubun bu duyduklarını hazmedip hazmedemeyeceğini merak ediyorum. Ben bugün 22. dönem grubunun, partinin 'erdemliler hareketi' diye yola çıkan kurucularının bugün duydukları karşısında ne yapacaklarını gerçekten çok merak ediyorum. O yüzden de onları bu toplantıyı izlemeye, bu toplantıyı takip etmeye özel olarak davet ettim. Ve hiçbir kademesine güvenmeyen Erdoğan, siyasete müdahale etsin diye daha önce görülmemiş bir şey yaptı ve 'AK Parti yargı kollarını' kurdu ve göreve getirdi.

"ERDOĞAN, ZEKERİYA ÖZ GİBİ BİR PROFİLİ BULMAKTA ZORLANMADI"

Bunun için ona yıllar önce bu ülkenin askerlerine, aydınlarına, siyasetçilerine karşı kullandığı Zekeriya Öz gibi bir profil lazımdı. Onu bulmakta zorlanmadı. Daha öncesinde hâkimken mahkeme mahkeme gezdirip adaleti katlettirdi; sonrasında da çünkü iyi kararlar vermedi, yükselebilmesi için meslekte liyakatle önünü kendi kendilerine tıkadılar. Liyakat esasına göre bir terfiyi beklese bir şey olmayacak, aklı fikri siyasette olan birisini ilk önce mahkeme mahkeme gezdirdi ve adaleti katlettirdiği birisini siyasete almıştı. Onun da aklı siyasetteydi, bakan yardımcısı yapmıştı. Bu sefer hakim olarak değil de savcı olarak iddia etmek üzere, kanıt toplamak üzere, maalesef olmayanı yaratmak üzere, verilmeyen ifadeyi benzetmek üzere bir gözü dönmüşe ihtiyaç bulunca elde başkası yoktu.

Siyasi bir makamdan, kendisinin bakan yardımcılığı siyasidir diye Türkiye’ye tanıttığı o makamdan alıp da İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı yaptı. Bu görevlendirmeyi yaptı. Yargı kolları kurulmadan önce bu millet adalet sisteminden memnun değildi. Mahkemeler plazalardaki avukat bürolarında görülüyor diye konuşuluyordu. Mahkeme sonuçları için verilen ücretler dilden dile yayılıyordu; yani FETÖ borsaları falan vardı. Bu konuda birileri 'FETÖ borsası var' diyor, birileri de 'aman ha, bakalım bakalım, olmasın' diyordu. Ama bu sefer çeteleşme yargının en tepesine sirayet etti. AK Parti bütün varlığını ve ikbalini bir çeteye teslim etti. Ardından AK Parti yargı kolları 'AK Toroslar Çetesine' dönüştü. Kendi kendine yaşanarak bu çetenin üyeleri, 90’larda ölüm arabası olarak anılan faili meçhul cinayetlerin simgesi beyaz Torosları muhaliflere gösterecek cesarete kavuştular. Hem de Erdoğan’ın 'beyaz Torosları biz tarihe gömdük' dediği gün beyaz Toros paylaşımı yapacak kadar kendilerinden emin, pervasız ve karşı tarafa karşı o kadar da acımasızlardı.

"AK PARTİ YARGI KOLLARINDAN DOĞAN BU ÇETE, VERİLEN SİYASİ TALİMATLARA UYGUN OLARAK BİR DARBE PLANINI ADIM ADIM İŞLETTİ"

AK Parti yargı kollarından doğan bu çete, verilen siyasi talimatlara uygun olarak bir darbe planını adım adım işletti. Önce 30 Ekim’de Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanını alıp Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyum atadılar; burada terör ilişkisi var diye. Ardından Beşiktaş operasyonları… En sonunda ise 19 Mart 2025’te bu ülkeye bir sivil darbeyi yaşattılar. Devletin 35 yıl önce ilanla davet ettiği, 31 yıl önce de diploma verdiği bir öğrenci cumhurbaşkanlığına aday olacak diye o diplomayı iptal etmek için devletin kendisini, mührünü, belgesini, imzasını inkar ettiler. O öğrenci ile birlikte, örneğin ülkenin en prestijli vakıf üniversitelerinden birindeki işletme anabilim dalı başkanının diplomasını iptal edip, lise mezunu yapmayı dahi göze aldılar. Yüzlerce kişiye uygulanan prosedürü bir kişiye uygulandı diye durdurmak istediler. Üniversiteye dünya kadar yazı yazdılar, yapmayınca tehdit ettiler, dekanları istifa ettirdiler. İşi diploma vermek olan fakülteye bu işi yaptıramayınca, duvar boyatmak, ring seferi planlamak olan üniversitenin yönetim kuruluna bir iftar sofrası saatinde diplomayı iptal ettirdiler.

"HUKUKA, VİCDANA, İNSAFA AYKIRI BİR DÜZEN OTURTULMUŞTU"

Aynı saatlerde bir yandan terör soruşturması yürüyordu. O iftarın ertesi sabahı sahurda; bir dosya terörden, bir savcı terörden, bir başkası rüşvetten, bir başkası ihaleye fesattan harekete geçip tesadüfen kendi kendilerine büyük bir operasyona giriştiler. Bir gece önce diploma iptali yapan üniversitenin yönetim kurulu ile onun ipini elinde tutanlarla, terör mahkemesinin ya da yolsuzluk mahkemesinin iplerini elinde tutanlar aynı oynatıcılardı. O yüzden son derece senkronize, son derece birbiriyle mütenasip zaman akışı uyumlu ama hukuka, vicdana, insafa aykırı bir düzen oturtulmuştu. Her birisi üzerindeki gizlilik olan soruşturmaların, sonradan ispatı da bulunamayacak iftiraları, sözleri eş zamanlı yandaş medyaya, yandaş basına dağıtılıyor; oradan algı operasyonları köpürtülüyordu.

Her darbenin bir bildirisi okunurdu; bu darbenin de bildirisi TRT’de okundu. '560 milyarlık yolsuzluk' diye TRT söyledi. Şimdi TRT oradan yayın yapıyor, koca canlı yayın aracı var; şöyle bir yayın yapmıyor: '560 milyarlık yolsuzluk davası başladı' demeyerek kendini tekzip ediyor. O gün algı yaratmak için bu yalanı attıklarını, İBB’nin 6 yıllık bütçesinin toplamının bile bu kadar etmediğini, bütçenin çoğunun gittiği maaşların ödenip, vapurların yüzdürülüp, asfaltların döktürülüp suların dağıtılıp, hizmetlerin yapıldıktan sonra bile 56 kuruş iddia edemedikleri için şimdi TRT darbe bildirisinin altında durmuyor; başka yalanlara, başka algı operasyonlarına sarılıyor.

Bu operasyonların yürütücüsü başsavcı, 2005 Marmara Hukuk’tan mezun olmuş. Önce İzmir, sonra Edirne'de aday hakimlik yapmış. 2011'de yükselmeye layık görülüp Kayseri'ye hakim olmuş. 2014'te Burdur’a, sonra Tekirdağ’a atanmış. 2016'da İstanbul'da hakim olarak göreve başlamıştı. Akın Gürlek tesadüflerin değil, kuklaların ipini elinde tutanların hiç şaşırmayacağı bir birlikte yürüyüşlerin, bir görevlendirilmişliğin ve görevi yerine getirmenin kişisidir. Tekirdağ'da görev yaptığı dönemde, o günlerde hiçbirimizin adını bilmediği, on yıl sonra duyacağımız bir bilirkişiyle çok samimi olmuş. Adı Satılmış Büyükcanayakın. O dönemde DSP'li ve DYP'li belediye başkanlarına operasyonlar, şantajlar, görevden almalar, tehditler işinin bilirkişisi meğersem oralarda pilot uygulama yapıyormuş. Akın Bey'le birlikte antrenman yapıyormuş. Biri boş koşu yapıyor, öbürü onun önüne top atıyor. Birlikte çalışıyorlarmış. Yolları bir daha Akın Gürlek İstanbul'a gelince kesişmiş. Tekirdağlı bilirkişi, bilirkişileri mahkemelerden, sivil toplumlardan, meslek örgütlerinden ve kamu kurumlarından talep eder, isimler verilir, sırayla ya da kurayla belirlenir. Satılmış Büyükcanayakın İstanbul'a yerleşmiş. 8 bin bilirkişi arasında yerini almış. Akın Gürlek ne zaman bilirkişiyi istese, kuradan Satılmış Büyükcanayakın çıkmış. 8 binde 1 ihtimal, 15 kez üst üste hayata geçti mesela. 15 kez bir bilirkişi kurası çekilmiş ve Satılmış Büyükcanayakın çıktı. Bu kişi, başka bilirkişilerin herhangi bir suç yok diye rapor verdiği, itiraz edilen bilirkişinin ‘herhangi bir kamu zararı yoktur, suç yoktur’ dediği yerde, örneğin Ahmet Özer’e ‘doğrudan ilişkisi olmamakla birlikte Belediye Başkanı olduğu için sorumluluğu değerlendirilmektedir’ deyip, kendisi hakkında ikinci bir tutuklama talep edilen bir dosyaya altlık yapabilmiş kişidir. Üç kere başka bilirkişilerin ‘yok’ dediği dosyalarda, Akın Bey’in kurasıyla geldiğinde uygun ifadeler verebilmiş ve belgeler düzenleyebilmiş kişidir.

AKIN GÜRLEK'İ ANLATTI

Şimdi belli bir yere gelirken eğri oturup doğru konuşacağız. AK Partili birçok hukukçu bu toplantıyı izliyor olabilir. Ya da gönlü AK Parti’de olan birçok insan izliyor olabilir. Bir yerde Cumhuriyet Başsavcısı olmak, bir yerde ağır ceza reisi olmak. Örneğin ağır ceza reisliği ve birinci sınıf hakimliğe atanmak için şartlar var. Bu şartlardan en önemlisi, daha önce verdiği kararların bozulmaması, özellikle Anayasa Mahkemesi veya AİHM tarafından hak ihlali kararı verilmemesi. Bir olumsuz karar varsa da toplumda ne kadar çok kesim tarafından ilgi uyandırdığının, yani toplumsal davaların dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Aldığı kararlar bozulanlar veya hak ihlali kararı verilenler birinci sınıfa ayrılamazlar. Ayrıldı, 3 yılda bir bu kriterlerle yeniden bakılması gerekir.

Bakın şimdi Türkiye'de aranıp bulunamayan hakimin ve başsavcının performansı. Selahattin Demirtaş'a 4 yıl 8 ay ceza veren kişi, bu süreçte Selahattin Demirtaş’ın uğradığı haksızlığı Devlet Bahçeli de ifade ediyor. Komisyon çalışmaları da bir yere geldi. Sayın Demirtaş'ın özgür kalması burada haksız davrandığı konuşuluyor, ama buralara varmadan, Selahattin Demirtaş’a 4 yıl 8 ay ceza veren oydu. Verdiği ceza önce Anayasa Mahkemesi, sonra AİHM tarafından bozuldu. Sırrı Süreyya Önder’e üç buçuk yıl ceza verdi. AYM’den bozuldu. O sayede serbest kaldı. Sırrı Süreyya Başkan Allah rahmet eylesin, bana anlattı: ‘Bu Akın’ı benden iyi tanımazsın’ dedi. ‘Nevruz’da mektup okumaktan bana üç buçuk yılı geçirmek üzere’ dedi. ‘Gittim kürsüye, baktı, ne oldu?’ ‘Bana buradan ceza verme’ dedim. ‘Başka şeyden iki katını ver’ dedi. ‘Niye?’, ‘bir daha Nevruz’da mektup okuyacak adam bulamaz bu devlet, yapma bunu devlete, yapma bunu millete’ dedim dedi. Başını öne eğdi, cezayı verdi geçti dedi. Verdiği ceza Anayasa Mahkemesi’nden bozuldu. Sırrı Süreyya Önder'in yattığı hapsi doğruydu, haklıydı diyen kimse kalmadığı gibi Sırrı Süreyya Önder tekrar benzer bir göreve rahmetli davet edildi. Vedasında resmini Devlet Bey okşuyordu. AK Partililer de hatırası önünde saygı duyuyor, öve öve bitiremiyorlardı. Ama onu hapiste tutan kararı Akın Gürlek verdi, AYM bozdu.

Selçuk Kozağaçlı ve 20 avukatın tahliye edilmesine karşı savcılık itiraz edince itirazı kabul eden mahkeme bu mahkemeydi. Sözcü gazetesi yazar ve yöneticilerine hapis cezaları veren Yargıtay’ın bozduğu kararı veren kişi Akın Gürlek'ti. İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu'na 9 yıl 8 ay ceza veren Yargıtay’ın kısmen bozduğu bu kararların hepsinin altında imza vardı. Milletvekilimiz Enis Berberoğlu'na 25 yıl ceza veren oydu , Anayasa Mahkemesi iki kez bozdu. Uymamak için direndi. O dirence Anayasa Mahkemesi tekrar tekrar kararlar alarak Enis Berberoğlu özgürlüğüne kavuştu, milletvekilliğine kavuştu. Ancak o asla bu kararlara uymamak için direndi. Halen daha da nerede bir Anayasa Mahkemesi kararına direniliyorsa arkasında Akın Gürlek var. Bu kadar bozulmuş bunlardan biri olsa sizi ayırmazlar bu kadar toplumsal davalarda aldığı kararlar örneğin Sırrı Süreyya Önder kararı Anayasa Mahkemesi'nde 15’te 15 bozuldu. Hiçbirini ne Deniz Baykal ne Kemal Kılıçdaroğlu ne Özgür Özel atamadı o Anayasa Mahkemesi üyelerini. Tamamı AK Parti döneminde Sayın Gül ve Sayın Erdoğan tarafından atanmış üyelerin 15’te 15 hak ihlali dediği bir kararı düşünün. Bu karara rağmen yükselmeye oradan oraya gezdirilmeye devam etti.

"ADALET, HUKUK, MİLLETİN HUZURU, REFAHI KİMSENİN UMURUNDA DEĞİLDİ"

Adalet Bakan Yardımcılığı geçici bir dinlenme bir ödüllendirme daha sonrası için cesaretlendirme yeriydi. Sayın Erdoğan ‘AK Parti Yargı Kollarına’ ihtiyaç duyunca kanuna aykırı olarak çünkü kanunumuz diyor ki, ‘bir hakim savcı siyasete girerse oraya geri dönemez.’ Görevden ayrılış kararı yok, göreve kabul kararı yok, bilmem ne yok. Bir imzayla alıyorlar, bir imzayla koyuyorlar gerisini geriye. 2 Ekim 2024 günü bu şartlar altında İstanbul'a başsavcı olarak atandı. Tek beklenti Ekrem İmamoğlu'nun, Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar yürüyüşünün önünü kesecek operasyonlar yapmasıydı. Adalet, hukuk, milletin huzuru, refahı kimsenin umurunda değildi. Kurulan paralel yargıya da tek vaadi ödüllendirileceksiniz. Nasıl sana sahip çıktım? Bakan yardımcısı yaptım. Buradan sonra da hepiniz ödüllendirileceksiniz oldu. Sabahın köründe koçbaşıyla kapı kırmalar. Kapıyı açan kadını ittirip yatak odasından kocasını sadece canlı bombalara uygulanan prosedürle almalar. Belediye başkanlarını davetle değil kollarında polisle, jandarmayla suç örgütlerini dizer gibi çizip yukarıya drone koyup aşağıdan yukarıya kollarında ikişer jandarmayla çıkarıp klip çektirerek haysiyetleriyle oynamalar. Yetkisi olmayan başka illere yapılan operasyonlar Antalya'nın, Adana'nın, Kayseri'nin başsavcılarına ‘sen bir şey değilsin. Ben reisten yetkiliyim, özel yetkiliden de yetkiliyim, Türkiye Başsavcısı'nın daniskasıyım. Anayasa da yazmasa da bu yetkiyi ben kullanırım’ diyecek küstahlıklar. Aklı hakı hale gelmeyecek bütün hukuksuzluklar. Ailelere dokunuldu. Eşlere, evlatlara dokunuldu. Anlatıyorum bunu. Meclis Başkanımız bunları anlatınca ‘efendim bunlar olabilir mi’ deyince ‘ört ki ölem’ diyor bana. Cumhurbaşkanı Yardımcımıza bir cami açılışında anlatıyorum. Böyle şeyler var mı? Allah aşkına bakın diyorum. Önceki Cumhurbaşkanı Yardımcımıza anlatıyorum, ‘Ben beyefendiye bunları izah ederim. Tayyip Bey biliyor olamaz’ diyor. AK Parti milletvekillerinden uçakta yanımızda olup şunlardan uçakta yanıma bir milletvekili düştüğünde 52 dakika bunları anlatıyorum. Teker yerden kesilip yere konana kadar bunları anlatıyorum. Bir tane savunan yok. O yüzden bugün mesaj attım hepsine. Açın bir izleyin. Yalvardım ya.

Kadına soruyor. ‘Çocuk var mı?’, ‘Var.’ Koca yokmuş. Yok. ‘Kim bakacak?’, ‘Anne.’ Kaç yaşında? 84. Eyvah eyvah. ‘Hadi o zaman buna imza at da git annenden çocuğu al.’ Diyor ki kadın, ‘Nasıl atayım Özgür Bey’ diyor. ‘Bütün ihaleleri Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla verdin de diyor. Ben bütün ihaleleri zaten Medya A.Ş’yi kar ettirmek üzere geldim. Zarar ediyordu. Özel sektörden geldim. En iyisini yaptım. En iyi parayı kazandırdım kuruma. Bu kadar da kâra geçirdim. Ekrem Bey karışmadı. Nasıl imza atayım?’ ‘O zaman sana iyi günler’ diyor. Sanıyor ki Silivri'ye gidiyor. Gidiyor Düzce'de 28 kişilik koğuşa 42’inci olarak yerde yatıyor. Müşterek tuvalet temizliği var. Yeni geldi diye o göreve hep onu veriyorlar. Sonra SEGBİS’ten bağlanıyor. ‘Çok seviyormuşsun. Sana filtre kahve yapayım mı? Gel hadi imza at’ diyor. Fatih Keleş'e 4 kere getiriyorlar. ‘Avukatım nerede?’ ‘Sohbete çağırdık.’ Başsavcı, orada ne işin var senin orada? Üç savcı orada. Ne işin var, hepiniz burada? Bir savcı, bir avukat lazım bana. Sohbete çağırdık. ‘Kasa nerede? Kasa yok. Para nerede? Öyle bir şey yok.’ Bunlara demişler ki: ‘Kişi kendinden bilir işi.’

"HAVUZ YAPMIŞLARDIR, BİNALİ BEY MİSALİ"

Havuz yapmışlardır, Binali Bey misali. Arkadaşlar, bilmeyen mi var ya? Bu salonda bilmeyen mi var? Ne demek havuz medyası? TMSF satarken, Sabah'ı ve benzer elindeki basın yayın organlarını Binali Bey, kamu ihalelerinden para kazanan herkesten bir havuz yaptı; buraları almadı mı? Almadıysa Allah benim belamı versin. İnkar edenin belasını versin. Havuz medyasının ne olduğunu, o kurumlarda çalışan muhabirinden kameramanına, en tepesindekine kadar bütün Türkiye herkes bilmiyor. Bir havuz vardır.

Albayraklar zamanında İBB’de sistem derlermiş adına. Ben ömrümde duymadım ‘sistem’ diye bir şey. Sonradan öğrendim ki İBB, Tayyip Bey derken Albayraklar, reklam panosu işinde bir sistem kurmuşlar. Parayı vermeyen, payını alamazmış. O para da o zamanlar cihat için alınınca rüşvete sayılmazmış; derlermiş işleri rahatlasın diye. İktidara yürüyüş parasıymış. İddianamenin özü bu. Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları bir sistem kurdular. Önce İBB’yi, sonra partiyi, sonra ülkeyi ele geçirip yönetime gelmek istiyorlardı. Kaynak için sistem kurdular. Tayyip Bey’in ‘kişi kendinden bilir işi’ ya da Binali’nin işi diye tarif ettiği işi gidin bulun. Namusuma ve şerefime yemin ediyorum, günün birinde çıkar. Kesin, AK Parti yöneticilerinin birinin babasının bahçesindeki kuyuda para kasası vardı. Bütün yaz onu aradı, manyaklar. Birilerinin tarlalarına kasa gömmüşlerdi. Dozerle onu kazıyor, onu arıyor, deliler. Kendi kasalarını alıyorlar, 30 yıl önceki. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanacak. Biz öyle yaptık. Bu kazandığına göre öyle yapmıştır, diyor. O yüzden bir kuruş para bulunamıyor, belge bulunamıyor. O yüzden olmayan yolsuzluk kadına ‘iftira senedi’ diye imzalattırılıyor. Şimdi o nasıl o imzalar, hangi paralara döndü, ne oldu; geliyoruz. Ama şunu ilk önce bir görelim: Bugüne kadar ne yaptınız diye sorsak biri bana. Mesela neyi yakaladık? Şunu yakaladık arkadaşlar.

"MEHMET YILDIRIM'IN EV HAPSİ KALDIRILDI"

Yener Toruner adlı İBB davasından tutuklu, daha önce İBB’den ihale almış bir şirketin mali işlerini yapan bankadan parasını çeken kişi tutuklu. Bu kişinin oğluna bir avukat gidiyor. Avukat diyor ki: ‘Baban bu iddianameyi, bu itirafnameyi imzalayacak.’ Çünkü para bulamıyorlar ya. Paralar verdim. Şu kadar da para vereceksiniz. Baban hafta ve perşembe serbest kalacak. Çocuk kendi bu laflara inanamıyor. Ailesiyle birlikte bunları dinliyor. O sırada inansın diye savcıyla da telefonda konuşturuluyor. Ben de savcının telefonda dediklerini kayda alıyorum; kuydu, carttı, curtu, hepsini topluyorum. HSK’ya götürüyorum. Ve diyorum ki: ‘Bir tutuklunun ailesine iftira artı para karşılığı serbestlik teklif etti bu avukat.’ Bakın hangi tutuklu olduğunu söylemiyorum. O gece yapılan operasyon. O avukatın konuştuğu kişiyle ben ilgilenmiyorum. Konuştuğu kişiyi Artvin’de yayla evinde jandarma arıyor. Çocuk ertesi gün Artvin’de teslim oluyor. İstanbul’a getiriliyor. Bu sırada adını verdiğim avukat, yani bakın ben Mehmet Yıldırım diyorum, savcı Mehmet Yıldırım’ın konuştuğu kişiyi kendi biliyor.

Bundan büyük kanıt var mı? Ben demiş miyim? Yener Toruner’in oğluyla konuştu. Ben Mehmet Yıldırım’ın bir tutuklunun oğluna şunu teklif ettiğini söylüyorum. Artvin’de onu gözaltına almaya gidiyor. Sonra iş sıkıya gelince çocuk çatır çatır ifadesini verince Mehmet Yıldırım telefonu kapatıyor. Arkadaşından ödünç araba alıyor. Antalya Kepez’de tesadüfi jandarma taramasına yakalanıyor. Başkasının arabası, telefon, kimlikler kayıp, Yunanistan’a kaçmak üzere giderken. Mehmet Yıldırım geldi. Ev hapsi verdiler. Şu anda ev hapsi kaldırıldı. Tutuklamalarda gerekçe ne? Kaçma şüphesi değil mi? Yunanistan’a karşı kaçarken yakalandığını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı söyledi. O gün tansiyon vardı. Kaçıyordu, yakaladık. Ev hapsi yaptılar, evden de dışarı saldılar. HSK’nın önünde bu duruyordu. Aylardır. Murat Kapki, avukat Mücahit Birinci, AK Parti yöneticisi, geçmiş dönem MKYK üyesi falan. Murat Kapki’ye gidiyor. ‘İki milyon dolar verirsen seni buradan çıkaracağız,’ diyor. Bu konuda Murat Kapki beyan veriyor. Kamera var. Kamerada uzattığı kağıt var. İfade elimizde. Mücahit Birinci, AK Parti tarafından ihraç ediliyor. Avukatlık Kanunu gereği davet ediliyor. Gidiyor, ifade veriyor. Şimdi de dolaşıyor. Ben Mücahit Birinci’ye bir şey de demiyorum şu anda. Mücahit Birinci yargılanır, cezası varsa olur. Peki birisine para teklif eden, ‘Ver bana bu parayı, seni serbest bıraktıracağım’ diyen, daha önce de birçok itirafçının avukatlığını yapmış birisinin konuştuğu savcının bir merak uyandırmaması nedir? Bir soruşturma açılmaması nedir? Şu anda Mücahit Bey de geziyor. Mehmet Yıldırım da geziyor. Savcılar da nerede? Ya terfiye aldılar, ya bakan yardımcısı falan oldular.

Gizli tanık buluyorlar. Adını Meşe koyuyorlar. Meşe’nin sorularıyla Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız tutuklanıyor. İddianame çıkıyor, Meşe yok. Nerede Meşe? Meşe delirdi. ‘E ne yaptınız?’ Meşe’nin ifadeleri düştüğüne göre tutukluluk düştü. Yok. Aynı ifadeyi İlke verdi bu sefer. Kopyalayıp yapıştırmış; virgül, noktalı virgül, cümle düşüklüğü, küçük-büyük harf hataları dahil, Meşe ne dediyse İlke onu dedirtmişler. Tanıklıkta oyuncu değişikliği olur mu? Tanık oyuncuysa bu mesele senaryo değil mi? Ama buna da sustular. Bunu da HSK’ya, HSK’nın beş başvurusuna bıraktılar. Biri boş bekledi, sonuçlanmadı. Dört tanesine ‘Soruşturduk, suç bulamadık’ dese canım yanmayacak. Soruştursa, ‘Suç ortada, bulamadık’ dese kendi yanacak ya. Basit bir kararla soruşturmaya gerek yok. Soruşturmadık, dosyayı açmadık.

Akın Gürlek'in her söylediğini herkes yapmıyor. Namuslu, şerefli hakimler var. Bunlardan örneğin Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü davası vardı tam bin gün olmuştu savcı mütalaa verse iş bitecek. Suç yok savcıya diyor ki 'ver mütalanı'. En son hakim 'veremem, hazır değilim' dedi, bin gün olmuş. 'O zaman Ekrem İmamoğlu'nun beraatine karar veriyorum' dedi. Ekrem İmamoğlu'nun beraatine karar veren hakimin yolculuğunu Diyarbakır'a sürülürken göreceksiniz. 'Diplomada sahtecilik' davasına bakan hakim Ekrem Başkanın tutuklu avukatına SEGBİS'le savunma yaptırdı diye Kahramanmaraş'a sürülmüştür. Ekrem Başkana 'ihaleye fesat karıştırma' suçlamasıyla yaptığı davada beraat kararı veren hakim Kahramanmaraş'a sürülen ikinci hakimdir. 'Ahmak' davasına bakan hakim direnince Samsun'a sürülmüş bu davanın istinaf aşamasına bakan heyetin başkanı ve üyeleri de daha karar verilmeden önce başka mahkemelere İstanbul içinde sürülmüştür. 'Akın Gürlek'e hakaret' davasında beraat isteyen hakimi İstanbul İş Mahkemesine tayin ettirdiler. 'Bilirkişi' davasına bakan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde kararı 2'ye 1 verirken şerh koyan hakimi 10. Asliye Ceza Mahkemesine gönderdiler. İstanbul Mali Şube Müdürü talimatları yerine getirmeyince tenzili rütbe ile cezalandırılıp Başakşehir'e İlçe Emniyet Müdürü olarak sürüldü.

"BU KADAR HUKUKSUZLUĞU YAPAN KİŞİ ADALET BAKANI OLDU"

Bu sekiz kişi de Akın Gürlek'in istediği gibi karar vermeyen, ya da verilen karara şerh koyan kişilerdir. Talimata uymayanlar gönderildiler, uyanlar ise ödüllendirildiler. Bu kadar hukuksuzluğu yapan kişi Adalet Bakanı oldu. Bir gün önce 23.59'da 'ben tarafsızım' diyen kişi 00.00'da atama kararıyla AK Parti'nin bakanı oldu. Ertesi gün AKP İl Başkanları toplantısında 'partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim' dedi. Bunların konuşulduğu bir ülkede siyaset yaparken, gazetecilik yaparken, her şey normalmiş gibi davranmak için aklımızı kaçırmış olmamız lazım. İstanbul'daki yardımcısı Can Tuncay Bakan Yardımcısı oldu. Diğer yardımcısı Burak Ceyhan Bakan Yardımcısı oldu. Ekrem Başkanı tutuklayan hakim Songül Özdemir Aydoğdu'nun eşi Abdullah Aydoğdu Bakan Yardımcısı oldu. İBB kumpas davalarında tutuklama kararı veren Berna Tutka, Akın Gürlek'in devir teslim törenine geldi. Bu siyasi bir görev. Abdullah Aydoğdu o zaman 7. İdare Mahkemesi Başkanı, henüz atanmadı. Mehmet Murat Çalık'ın anasını ağlatan hakim Berna Tutka devir teslim törenine geldi ve kendisi hala hakim. Bu çeteye 'her birinize görev hazır' deniyor. 4'üncü bakan yardımcısı da 2019 öncesi İBB'de avukat olarak çalışan Sedat Ayyıldız. En masumu bu. Geri kalan hepsi kürsüden geliyor.

"KÜRSÜNÜN TOPLAM KIDEMİ 10 YIL 8 AY"

İBB davası 40. Ağır Cezaya düşüyor. 41 tane Ağır Ceza var. Türkiye'de doğal hakim ilkesi var. Tesadüfen birine düşmesi lazım yüzde 2,1 ihtimal nasıl tutuyor. Savcı belli, düşeceği hakim belli. Mahkemenin hakimi Akın Bey'in hem hemşehrisi hem geçmişte bütün kararları verdiği yardımcısı. Seçmişler, o mahkemeye düşüyor. Ama o mahkemede bir hakim var, iki de yardımcı var. Burada da arıza çıkmaması için üç kişi daha yolluyorlar. İki yardımcı yerine, iki yardımcı geliyor. Bunlar bir yıl 10 aylık hakimler. Akın Bey'in hemşehrisiyle bir heyet oluyor, bu heyetin tek görevi İBB'ye bakmak oluyor. Öbür riskli iki hakime ise münasip bir başkan veriliyor, diğer davalara bakacaklar. Yani kurayla düştüğü yetmezmiş gibi düştüğü yeri yaksın diye riskli olabilecek iki üye yerine de iki yeni üye geliyor, 1 yıl 10 aylık kuyruklu AKP'lilerden. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde üye olmak için geçmiş gelenekler gereğince 20 yıldan aşağı kıdem kabul etmez diyor işi bilen herkes. Kürsünün toplam kıdeminin 75 yılı bulması beklenir. Kürsüde 10 yıl 8 ay kıdem var. İşte 6 gündür mahkemeleri yürütemeyen, yönetemeyen, birbirine yumurta gibi tokuşan, ne yana gideceğini bilemeyenler bunlar. Liyakat yok, tecrübe yok, güven yok.

"ORTADA AÇIKLANAMAYAN BİR LÜKS YAŞAM, ZENGİNLEŞME VAR"

Muhalefette kalırlarsa milletvekili dokunulmazlığıyla kurtulacak bu arkadaşlar, hesap bu. Geçen dönemin bakanlarından biri hariç hepsi milletvekili. Muhalefete düşersek yargılanamasınlar hesabı. Bu ödüllendirmeler sadece kariyer yükselişi ile sınırlı kalmadı. Ortada açıklanamayan bir lüks yaşam, zenginleşme var. Zekeriya Öz'e lüks Mercedes verenler bu savcıya da seçim kampanyasında 40 gün bir iş adamı araba vermiş Avcılar'a diye Avcılar Belediye Başkanını içeride tutanlar Akın Gürlek'e görevi boyunca bir iş adamından tahsisli aracı verdiler. 540 gün boyunca lüks araca bindi. Boğaza nazır lüks bir villa verdiler. Şerefli, namuslu savcılar, hakimler mütevazı lojmanlarda kalırken sadece o lüks villanın tadilatına bugünkü parayla 62 milyon lira harcandı. 87 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı alıcı gözüyle gezdi, pazarlık etti. Lüksemburg'da o yatın bir eşi var şimdi limanda demirli. Türkiye'den alınmadı Hollanda'dan alındı. Bunları HSK'dan kimse gelip bize sormadı. Beş dosya yolladık kapağını açan olmadı. Bugün o HSK'nın başkanı Akın Gürlek oldu. Benim artık ne HSK'ya ne Erdoğan'a ona buna değil AK Partili insanların, siyasetçilerin vicdanına ve bu milletime tarih önünde emanet edeceğim şeyler var."

"BURAYA KADAR OLANLAR BAKANI İSTİFA ETTİRİR"

Akın Gülek'in mal varlığını ID numaralarıyla birlikte açıklayan Özel, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Birincisi İstanbul Kartal Esentepe'de Avrupa Konutları projesinde bir daire. Emsal projede konutun fiyatı 26 milyon 250 bin lira. İkinci tapu aynı ada ve parselde ikinci daire, aynı fiyat. Buraya kadar olanlar Bakanı istifa ettirir. İkisinin toplamı 52 milyon 500 bin lira. Akın Gürlek'in ömrü boyunca aldığı maaşların bir kuruşunu harcamadan biriktirse bugünkü paradan Cumhuriyet Başsavcısı maaşıyla 19 yılda aldığı maaş bu iki daireyi almaya yetmiyor. Üçüncü tapu İstanbul Beykoz'da villa. Havuzu var, orman içi, ortalama değeri 85 milyon lira. Dördüncü tapu Avcılar'da ortalama fiyatı 15,5 milyon lira. Beşinci tapu Tuzla'da, emsal konutların fiyatı 10 milyon lira. Altıncı tapu Ankara Çankaya'da değeri 35,5 milyon lira daire. Yedinci tapu Ankara Beytepe'de ortalama konut değeri 25,5 milyon lira. Sekizinci tapu Beytepe'de 17,5 milyon lira. Dokuzuncu tapu Beytepe'de 23 milyon lira. Onuncu tapu İzmir Konak'ta 27 milyon lira, aynısından bir tane daha bunun da değeri 27 milyon. İkinci tapu Çanakkale Gelibolu'da deniz manzarası edinilişi 7,5 milyon lira, paha biçilmez bir arsa.

Bu konular konuşulmaya başlandığından beri elden çıkartılan ilk mülk İstanbul Çınar Mahallesinde 7 milyon 750 bin lira. Halkalı'da bir konutunu 43 milyon 500 bine sattı. Üçüncü satılan mülk Üsküdar'da değeri 47, 5 milyon lira. Dördüncü satılan mülk Ankara Beytepe'de bir dair 27 milyon 750 bin. Toplamda eldeki 12 mülkün değeri 325,5 milyon. Satılan dört konutun değeri 126,5 milyon lira. Toplamda 452 milyon liralık gayrimenkul ya da paraya çevrilmiş gayrimenkul var. Hesapta bir kuruş para yoksa 19 yıl boyunca bütün maaşlarını Türkiye'deki en yüksek maaştan alsa biriktirse, bir ekmek almasa toplam maaşları 45 milyon lira. 19 yıllık maaşıyla 190 yılda alamayacağı kadar gayrimenkul almış. Bir başka deyişle 10 hakim ve savcı 19 yıl çalışsalar bütün parayı birleştirseler bunları alabiliyorlar. Senfoni Etiler'de 95 milyonluk daireyle ilgili satış sözleşmesi ele geçip, bununla ilgili işlem yapıldığı anda bu satın almayı durdurdular ancak Emlak Konut'un resmi kayıtlarında ön satış ve kimi satıldığına kadar belli. Biz bu işlerin üzerine gittik diye durdu belki eldeki 125 milyon lira buraya bağlanacaktı."

AKIN GÜRLEK'TEN AÇIKLAMA VAR

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Özgür Özel'in iddiaları üzerine sosyal medya hesabından şu yanıtı verdi:

"Özgür Özel’in bugün şahsıma yönelik yaptığı açıklamalar, herhangi bir delile dayanmayan, kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir algı operasyonudur. 20 yılı aşkın süredir çeşitli kademelerde devletime hizmet ediyorum. Hâkim olan eşim ile birlikte mal varlığı beyanlarımızı, ilgili mevzuat çerçevesinde düzenli şekilde yetkili makamlara sunmaktayız.

Özgür Özel’in eline tutuşturulan kâğıtlarda yer alan, ancak gerçekte tapu kayıtlarında karşılığı olmayan hayal ürünü bu iddialar tamamen kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. Kendisinin bu yaklaşımı ne yazık ki yeni de değildir. Daha önce de kamuoyuna yüksek perdeden sunduğu iddiaların yalan olduğu defalarca ortaya çıkmıştır.

Yargı görevim süresince terör ve organize suç yapılarıyla yürüttüğüm mücadele nedeniyle şahsımı bu şekilde sorumsuzca hedef göstermesi, sistematik bir karalama kampanyasının parçasıdır. Elinde gerçekten bilgi ve belge olduğunu iddia edenlerin adresi siyasi kürsüler değil, ilgili yargı mercileridir. Bu iftiralar karşısında, başta manevi tazminat olmak üzere gerekli yasal süreçleri derhal başlatıyorum"