AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti'nin iktidara gelişiminin 24'üncü yıl dönümüne ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, partisinin 3 Kasım 2002'den bugüne gerçekleştirdiği reform çalışmalarını ve bu tarihsel süreci değerlendirdi. AK Parti, kurulduğu günden 1 yıl sonra iktidara gelmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "AK Parti'yi millet kurdu, biz tabelasını astık" sözlerini hatırlattı.
AK Parti, siyasal istikrarın adıdır
AK Parti öncesinde hükümetlerin ortalama ömrünün yaklaşık 1,5 yıl sürdüğüne karşın, partisinin 24 yıldır kesintisiz iktidarda olduğuna dikkat çeken Ala, "AK Parti demek, siyasal istikrar demektir. AK Parti hükümetleri, başarının adıdır. Kurulduğu günden itibaren Türkiye'de siyaset makası değiştirmiştir. AK Parti, siyaseti vesayete hakim kılmamıştır. Milletin iradesi, AK Parti hükümetleri ile devlet idaresine hâkim olmuştur. İradenin idareye hâkimiyetinin adı olmuştur AK Parti. O bakımdan Türkiye'de çok özel bir marka haline gelmiştir AK Parti siyaseti ve AK Parti." değerlendirmesinde bulundu.
Kalıcı başarı için anayasa değişikliği önemli
Bir ülkenin yönetim tarzı, istikrarı ve ekonomik gelişmesi arasında birebir ilişki olduğuna inandıklarını ve bütün politikalarını bu eksene oturttuklarını belirten Ala, "Cumhurbaşkanımız, karizmatik liderliğiyle ve AK Parti'nin çalışma disipliniyle önemli başarılara imza attık ama bunların kalıcı olması konusunda anayasa değişikliğini çok önemli görüyoruz." diye konuştu.
Yeni sivil anayasa geri dönülemez garanti sağlayacak
Hak ve özgürlükler konusunda AK Parti'nin sessiz devrimlere imza attığını kaydeden Ala, yeni, sivil bir anayasanın bütün bunların gelecek dönemde geri dönülemez biçimde garanti altına alınmasının birinci adımı olduğunu vurguladı. Türkiye'nin artık gelecek dönemde tehditlerini bertaraf edip fırsatlarına odaklanmasının mümkün kılınan bir sisteme ihtiyacı olduğunu çizen Ala, "AK Parti sistemi üstlendi, sırtına aldı ve bu kadar işi başardı. Ama istiyoruz ki sistem, siyaseti taşısın; sistem tamamen garanti altına alsın siyaseti ve fırsatlara bütün 87 milyon insanımız odaklansın; gençlerimizin fırsatlarla buluşmasına imkan verecek bir siyasal iklimi oluştursun; öngörülebilirlik, şeffaflık ve geleceğe dair umutlar bu iklimde yeşersin. Onun için de yeni sivil bir anayasanın artık zamanı çoktan geldi diye düşünüyoruz." ifadelerini kullandı. Ala, Türkiye'nin gelinen bu noktada siyasal kapasitesinin ve toplumsal talebinin yeni sivil bir anayasaya çok müsait olduğunu düşündüğünü belirterek, "Biz, Türkiye Yüzyılı hedefini ortaya koyduk. Önümüzdeki yüzyılı 'Türkiye Yüzyılı' olarak tanımladık. Ben bu Türkiye Yüzyılı'nın yeni bir sivil anayasayla taçlanacağı kanaatindeyim." dedi.
2007 anayasa değişikliği dönüm noktası
AK Parti iktidara gelmeden önce hükümetlerin vesayet kurumlarının kuşatması altında olduğunu ve sadece altyapı hizmetleri yapabildiklerini anlatan Ala, "AK Parti hükümetleriyle hükümetler, iktidar olmaya başladı. O bakımdan bunu çok önemli buluyorum. Ama en önemli değişiklik bana göre AK Parti'nin 2007'de yaptığı anayasa referandumudur." diye konuştu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin bu tarihten önce her zaman Türkiye'de siyasal kriz ürettiğini hatırlatan Ala, "En önemli değişiklik 2007'deki cumhurbaşkanlığını halkın seçmesini mümkün kılan, seçmesini zorunlu kılan Anayasa değişikliğidir. Çünkü o değişiklikten sonra diğer değişiklikler mümkün hale gelmiştir." yorumunu yaptı.
Dönüşüm zihinsel dünyada gerçekleşti
AK Parti Genel Başkanvekili Ala, 13 Aralık 2010'da vesayetçi 28 Şubat düzenlemelerine son veren tarihi genelgenin yayımlandığını anımsatarak, kendisinin Başbakanlık Müsteşarı, Recep Tayyip Erdoğan'ın ise Başbakan sıfatıyla imzalarının yer aldığı kararın gecesinde yaşadığı anıyı paylaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesini anlatırken duygusal anlar yaşayan ve konuşması sırasında gözleri dolan Ala, şunları kaydetti: "TÜRKİYE'NİN HER GÜNÜ BİR ÖNCEKİNDEN ÇOK DAHA İYİ OLACAKTIR". AK Parti hükümetleri döneminde Türkiye'nin temel sorunlarını, darbe kalıntılarını ve düzenlemelerini demokratik sabırla, siyaset yoluyla aştığını dile getiren Ala, "Bir transformasyon da gerçekleşti insanların zihinsel dünyasında. O da AK Parti döneminde oldu. Artık Türkiye'de sorunları siyaset çözecek, buna inanç tamdır. Yani demokrasiye inanç tamdır Türkiye'de. Millet, hiçbir antidemokratik güçten hiçbir şey beklememektedir." değerlendirmesinde bulundu.
Güçlü kurumlar ve küresel aktörlük
Demokrasi ve siyaset güçlenince kurumların da güçlendiğinin altını çizen Ala, "Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri kendi işiyle uğraşıyor, onun için de çok güçlü. Savunma sanayimiz dünyada söz sahibi." ifadelerini kullandı. Türkiye'nin sorunlarını çözen, fırsatlarına odaklanabilen bir ülke haline geldiğini vurgulayan Ala, toplumda "Türkiye'yi artık siyaset yönetecek" diye genel bir kabul olduğunu söyledi. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge konusunda önemli mesafeler aldıklarını bildiren Ala, "Türkiye, dünyanın en gelişmiş, en kalkınmış 10 ülkesi arasına girme hedefini yakalayacaktır." dedi. Türkiye'nin sorunlarını demokrasi, siyaset yoluyla çözebilen, hedeflerine doğru emin adımlarla yürüyen bir ülke olduğunu belirten Ala, "Türkiye'nin her günü bir öncekinden çok daha iyi olacaktır. Türkiye'yi çok daha iyi günler bekliyor." diye konuştu. Türkiye'nin AK Parti iktidarlarında etkin, insani ve erdemli bir dış politikanın merkezine koyduğunu anlatan Ala, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bugün dünyada liderler diplomasisini en etkin kullanan devlet başkanı olduğunu ve bütün dünyanın bunu takdir ettiğini söyledi. Ala, Türkiye'nin küresel bir aktör, bölgesel bir güç haline geldiğinin altını çizerek, "Bölgedeki bütün sorunlara, ülkeler arasındaki sorunlara en aktif inisiyatif alarak dahil olan, müdahil olan Türkiye'dir." dedi.
İnsani temelli dış politika
Ukrayna-Rusya Savaşı sonrasında ortaya çıkan tahıl krizinde, Gazze'de yaşanan soykırımda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yürüttüğü diplomasi çalışmalarını hatırlatan Ala, "Biz nereye adım atıyorsak orada barış ve huzur olsun diye adım atıyoruz. Haksızlık varsa onu dile getirip engelliyoruz, engellemeye çalışıyoruz. Bizim politikamızın temelinde erdemli bir dış politika vardır. Dış politikamızın temeli insandır. İnsanı merkeze alan, ülkelerin toprak bütünlüğüne, egemenliklerine saygı gösteren bir anlayıştır." diye konuştu.